Why don't we go, somewhere only we know?

Yeni yazımı yazmamın nedeni yine Özgür, aslında Özgür de bahane biraz da “Yarın tatil oo kıçımızı yayalım” modunun verdiği bir şey aslında. Ama bugün onun doğum günü olduğunu da görmezden gelemeyiz :)
Farkettim de uzun zamandır yazmamışım, yazmayı özlemişim hatta. Son 3 aydır her boş vaktimi ayırdığım daha da ayırmayı düşündüğüm biri olduğundan buraya girmeye pek fırsat olmadı, şimdi olmasının nedeni de onun uyuyor olması :)
Özgürün doğum günü dedik olay nerelere kaydı aslında, doğum gününde okulu ekti eşşek, ona brownie üstüne tahta (mum bulamayınca kantinden çay karıştırmak için kullanılan tahtalardan alıp yakıyoruz da.) üfletecektim, kendi kaçırdı.
Doğum gününü yüzyüze kutlamama daha iki gün var ama her şeye rağmen CAL’da iyi ki tanıdım dediklerimden biri doğmuş bugün. İyi ki varsın Özgüüür iyi ki doğdun!
“You may not be her first, her last, or her only. She loved before, she may love again. But if she loves you now, what else matters? She’s not perfect - you aren’t either, & the two of you may never be perfect together. But if she can make you laugh, cause you to think twice, & admit to being human & making mistakes, hold onto her & give her the most you can. She may not be thinking about you every second of the day, but she will give you a part of her that she knows you can break - her heart. So don’t hurt her, don’t change her, don’t analyze & don’t expect more than she can give. Smile when she makes you happy, let her know when she makes you mad, & miss her when she’s not there.”
- Bob Marley.
(Source: marleyjahlove, via belowexpectations)

“No matter how big a splash you make in this world whether you’re Corey Feldman, Frankie Muniz, Justin Bieber or a talking teddy bear , eventually, nobody gives a shit”

Ve yine yazıyorum.. Özgür Budak’ın “Sınav haftasıyla ilgili yazı yazsana ya” demesiyle yazmaya karar verdim. “E oldu yazayım bari ya çok ısrar ettin” modumu da söylemeden edemeyeceğim, sanki çok hayranım varmış gibi. :) Bunu yazmakta biraz geç kaldım aslında son zamanlarda sınav aylarındaydık da. Evet ayları diyorum çünkü düşündüm de ekim ayından beri sadece 3 hafta bir boşluğumuz oldu kalan her haftada sınavımız vardı. Hele son 2 hafta hepimiz için de geçmedi eminim. “Kar tatili yehuu”larımız, valiye Twitter’dan yalvarışlarımızın acısı bir güzel çıktı hepimizden. Kimimizin günde 2 sınavı vardı 3 oldu kimimizde ise sınavların biteceği gün diye bilinen tarih ertelendi. Sonuç olarak hepimiz kafamızı kaldıramadık, hatta öyle yorulduk o kadar yoğunduk ki bir çoğumuz izlediği dizilerine veya yaptığı herhangi bir şeye biraz ara verdi. Eğer benim gibi uykucu biriyseniz siz de okuldan gelip uyuyup kalkıp ders çalışıp tekrar uyuyanlardan olmuşsunuzdur. Onun dışında bir de şu zorluk var ki hazırlık okumuş ve bu yıl 9. sınıf olmuş biri olarak hazırlığın üstüne bu yıl çok ağır geldi. Sabah sınıfa girdiğimde ya sırada uyuyan insanlar ya da 3. ders olan sınava çalışanlar oluyor. 5. ders ve öğlende ise genelde insanlar 6. ders olan sınava çalışıyor. Bunlara ben de dahilim tabi. Asıl alışık olmadığım da bir sınava deli gibi çalışıp “70 alırım herhalde yeaa” demek. Okulumdaki hemen hemen herkesin ilköğretim döneminde okul sınavlarına çalışmadığı da bir gerçek. Dershanede gerekli gereksiz her şeyi öğrendiğimiz için pek gerek kalmıyordu aslında. Hatta matematik sınav kağıdımı sınav süresinin yarısına gelmeden bitirip 100 alırım diye veren bir öğrenciyken şimdi sınav süresinin yetmemesi, öğretmene “yaa hocam n’olur 1 dakika daha” diye yalvarmak umarım 50 alırım bakışları bunlar insana ayrı bir koyuyor tabi. Neyse iyi kötü atlattık şu haftayı şimdi bomboşum derken boş olmak bana batmaya başladı. Uyumayı yatmayı veya kitabın kapağını açmamayı çok severim evet, ama sürekli yapmayı unuttuğum bir şeyler var gibi geliyor. Şu cuma günü de gelse 15 gün yatsam havası da geldi çattı tabii. Bir de şu 15 gün yanında kar oldu mu değmeyin keyfime.. :)





